“Dua eden kimse Peygambere salât etmedikçe duası perdelenir. Kabul dergâhına ulaşamaz.”

“Sizden biriniz Allah’tan bir dilekte bulunduğu zaman evvelâ ona, şanına lâyık tarzda hamd ü sena etsin. Sonra Peygambere salât ü selâm getirsin. Çünkü bu suretle arzusuna daha kolay kavuşur.”

Her duanın gökyüzüne çıkması men edilir, fakat o duada salât ve selâm varsa, icabet makamına çıkar.”

“Yanında ben anıldığım halde üzerime salât getirmeyen kişinin burnu yere sürünsün.”

“Kim bana bir kere salât getirirse Allah ona on salât eder. Onun on günahını siler, onun on kat derecesini artırır.”

“Cebrail ile karşılaştığımda bana şöyle dedi: Sana müjde ederim, Allah diyor ki: Kim sana selâm verirse ben ona selâm veririm. Kim sana selâm getirirse ben ona salât getiririm.”

“İnsanların bana en yakını, bana en çok salâvat getirendir.”

“Her cimriden daha cimri olan adam ben yanında anılıp da üzerime salât getirmeyendir.

“Kim bana salât getirmeyi unutursa, ona Cennetin yolu unutturulur.”

“Kim kabrimin yanında bana salât ederse ben onu işitirim. Kim uzakta bulunarak üzerime salât getirirse o bana ulaştırılır.”

“Allah’ın yeryüzünde seyahat eden melekleri vardır ki onlar, ümmetimden bana selâm tebliğ ederler.”

“Cuma günü benim üzerime salât ü selâmı çoğaltın. Zira sizin salâtınız bana o gün arz olunur.”

Peygamber Efendimiz üzerine getirilen salâvat-ı şerifeler pek çok ve çeşitlidir. Biz burada bazılarını, manalarının çok şümullü olması hasebiyle yazıyoruz.

1. Okunuşu: “Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammedin biadedi ılmike.”

1. Meali: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e onun Âl ve Ashabının üzerine ilmin sayısınca salât ü selâm olsun.

2. Okunuşu: “Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin el-müştemili alel hakâiki.”

2. Meali: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e onun Âl ve Ashabına kapsadığı hakikatler sayısınca salât ü selâm olsun.

3. Okunuşu: “Allahümme salli ve sellim alâ seyyidina Muhammedin adede mâ ehâta bihi ılmüke vemâ cerâ bihi kalemuke.”

3. Meali: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e onun Âl ve Ashabına kaleminin aktığı ve ilminin kapsadığı alan sayısınca salât ü selâm olsun.

4. Okunuşu: “Allahümme salli ve sellim alâ ğayetil âlemîne ve ayetil âlemîne.”

4. Meali: Allah’ım Âlemlerin sınırları ve âlemlerin ayetleri sayısınca salât ü selâm olsun.

5. Okunuşu:”Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sellim.”

5. Meali: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e onun Âl ve Ashabının üzerine salâtü selâm ve esenlik olsun.

Salâtü selâm bütün peygamberler zamanında var olan bir duadır. Bütün peygamberlere salât ü selâm getirilmiştir. Peygamberlerden birisinin adı anıldığı zaman “Aleyhisselâm,” bir kaç tanesi birden kast edilirse “Aleyhimüsselâm”; “Sallâllahü Taalâ aleyhi ve sellem” denir. Veya “Salâvatüllahi aleyhi vesellem.” “Aleyhissalâtü Vesselâm” şiarı Hz. Peygamberimize aittir. Efendimizin ismi anılınca “Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammed” demek lâzım.

Ömürde bir defa salâtü selâmı getirmek farzdır. Yani Hz. Peygaymbere salât ü selâm getirmekle hem Allah’ın emri yerine getirilir hem de sevap kazanılır.

“Şer’an, ehl-i iman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı gayet derecede sevmek ve hürmet etmek ve hiçbir şeyinden nefret etmemek ve her halini güzel görmekle mükellef(tir.)” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Onun için Hz. Peygamberi hatırlatıcı ne olursa olsun, bunu güzel bir fırsat bilip hemen salât ü selâma vesile yapmak hayata huzur katar, manevî hayat için de kazançtır.

Fahreddin Râzî Hazretleri diyor ki: Peygamber üzerine salât ü selâm getirene on sevap yazılır ve amel defterine işlenmiş on günahı silinir.

Ebulleys es-Semerkandî Hazretleri babasından rivayet ediyor ki: Süfyan-ı Servî Hazretleri Kâbe’yi tavaf ederken birini görür. Bu adam bir ayağını kaldırır yere basıncaya kadar bir salât getirir. Sonra diğer ayağını kaldırır bu suretle salâta devam eder. Süfyan-ı Sevrî bütün tesbih ve tehlilleri bırakıp da yalnız salâvat-ı şerifeye devamının sebebini sorar. O adam, “Sen zamanın yabancısı olmamış olsaydın sana söylemezdim. Madem ki yabancısın, sebebini sana söyleyeyim” der.

“Ben babamla hacca gitmek üzere yola çıkmıştım. Yolda babam hastalandı. İlâç aramaya çıktım. Getirdiğim ilâçlar kâr etmedi ve nihayet babam öldü. Yüzü simsiyah kesildi, hayretimden ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’ dedim, yüzünü örttüm. Gece olması dolayısıyla bana uyku galebe etti, yattım. Rüyamda bir adam gördüm. Yüzü ay gibi nurlu, elbisesi pırıl pırıl parlıyor ve misk ü amber kokusu saçıyordu. Yavaş yavaş bir ayağını kaldırıp diğerini yere indire indire babama doğru geldi. Benim örtmüş olduğum yüzündeki mendili kaldırdı ve elini hafifçe babamın yüzüne sürdü. Dönüp giderken hemen koşup eteğine yapıştım ve sordum: ‘Babam hakkında Cenab-ı Hakkın bir nimet olarak gönderdiği sen kimsin?’ O zat, ‘Bilmedin mi? Ben Abdullah oğlu Muhammed, Sahib-i Kur’ân’ım. Baban sağlığında pek müsrif bir adam olmakla beraber bana pek çok salât ü selâm getirirdi. Benden yardım ve şefaat diledi. Ben de gelip vaktiyle getirmiş olduğu salât ü selâmlara karşılık olarak yardımına yetiştim’ buyurdu.”

Gerek Kadı Beyzavî ve gerek Fahreddin Râzî tefsirlerinin anlattıklarına göre, madem ki Allah ve melekleri Peygamber Efendimize salât getiriyor. Bizim gibi âciz ve günahkâr insanların âlemlere rahmet olan Peygamber Efendimize getireceğimiz salât ü selâmın ne ehemmiyeti ve kıymeti vardır, diye bir sual sorulmasına lüzum kalmıyor. Çünkü bu çeşit salât ü selâmla dua etmekle meşgul olmamızı Cenab-ı Hak emir buyurmuştur.

İhyâü’l-Ulûm’de görüldüğü üzere, Resul-i Ekrem Efendimiz gayet sevinçli ve güleryüzle Sahabesinin yanına teşrif buyurur. Bu güleryüzlülüğünün sebebi sorulduğunda, “Cebrail Aleyhisselâm geldi ve ‘Yâ Muhammed, ümmetinden herhangi birisi sana salât ü selâm getirirse ona on salât ve on selâm sevabı verilecek, buna sen razı mısın?’ dedi. Onun için sevine sevine size müjde getirdim” cevabını vermiş.

Büyük İslâm mutasavvıflarından İzzüddin bin Abdüsselâm şöyle söylüyor: “Bizim getirmiş olduğumuz salât ü selâm Resul-i Ekrem Efendimize bir fayda sağlayamaz. Zira Allah hadis-i kudsisinde, ‘Eğer sen olmasaydın ben kâinatı halk etmezdim’ buyurdu ve bu sırra Peygamberini mazhar kıldı. Bunun için, bu yüce insana bizim dua etmemiz edebe aykırıdır, ancak böyle muhterem bir peygamberin ümmetinden olduğumuz dolayısıyla bizi doğru yola sevk ettiğine karşılık kendisine şükranda bulunmamız lâzım geldi. Bu lâzimenin hakkını ödeyebilmemizden âciz olduğumuza binaen, ‘Yâ Rabbi; bu nimetin hakkından sen gel ve Fahr-i Kâinat Efendimize her ne suretle mükâfat yapılmak icap ederse, lütfen bizim tarafımızdan onu yapıver’ tazarru manasında, mesalâ şöyle, ‘Allahumme salli alâ Muhammedin ve âlihi ve sellim’ gibi bir salât getiriyoruz.”

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)