Okunuşu: “Yâ Vedud, Yâ Vedud! Yâ Vedud! Yâ ze’l-arşil Mecîd! Yâ Mübdiu, Yâ Muîdü! Yâ Fe’âlül limâ Yürîd! Es’elüke bi nûri vechikellezî mele’e erkâne arşike, ve es’elüke bi kudretikellezî kadderte bihâ alâ halkike, ve bi rahmetikellezî vesi’te külle şey’in lâ ilâhe illâ ente Yâ Müğîsü eğisnî Yâ müğîsü eğisnî Yâ Müğîsü eğisna birahmetike nesteğisu ve min âzabike nesteciru ecirna minennari ve edğilnal Cennete meâl ebrari bişefaâti nebiyyikel Muhtari âmin, birahmetike yâ Erhamerrahimîne velhamdülillahi Rabbil âlemine.”

Meali: Yâ Vedud Yâ Vedud! Yâ Vedud! Ey yüce arşın sahibi! Ey herşeyi hiçten yaratan Mübdi! Ey ölmüş yaratıkları yeniden yaratacak olan Müîd! Dilediğini yapabilen Allah’ım Arşının rükünlerini dolduran Zâtının nuru hürmeitine, bütün yaratıklarına gücünün yettiği kudretin ve herşeyi içine alan rahmetin hürmetine Sana yalvarıyoruz, Senden başka ilâh yoktur. Ey imdad isteyenlerin yardımcsı! Bizim imdadımıza koş! Ey zorda kalanlara yardım eden! Bize yardım eyle. Rahmetinden yardım diliyoruz. Azabından Sana sığınıyoruz. Bizi Cehennem ateşinden koru. Bizi seçtiğin Peygamberin şefaatiyle iyi kullarınla birlikte Cennete koy. Duamızı kabul buyur. Bunu rahmetinle yap ey merhametlilerin en merhametlisi! Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. (Üç defa.)

Kastamonu Lâhika’sında bu manada Üstad Said Nursî Hazretleri, talebesi olan Risale-i Nur hizmetinde “Nur İskele Memuru, Santral Sabri” olarak ayrıca sadakatine binaen “Sıddık Sabrı” diyerek iltifat ettiği Sabri Arseven’e yazdığı bir mektupta kendisinde olan vehmî ve asabî hastalığına ehemmiyet vermemesini tavsiye etmektedir. Buna benzer ruha sıkıntı veren haller ise, sabra ve mücahedeye alıştırmak için Rabbanî birer teşvik kamçısı tarzında olduğunu hatırlatır.

Çünkü, Mümin ruh hali bakımından iki halde olur. Biri Yaradanına karşı, kulluk görevlerini elden geldiğince eksiksiz yerine getirir, Allah’ın rahmetinden bekler, ümidini kesmez. Diğeri de kendini selâmete ermiş Cenneti elde etmiş olarak halinden emin değil, Allah’ın sonsuz merhametine güvenmeli, kendi sonundan emin olmamalı. Yani kul Rabbine karşı, devamlı korku ve ümit halinde olmalı. Çünkü ikisinin de uç noktası tehlikelidir. Sabır ve şükürde bulunmak için ikisi ortasında dengede durabilmektir. Ruhun genişlik hallerinde şükre devam etmeli, şükrü artırmalı; kabız ve sıkıntı hallerinde de tövbe istiğfar etmelidir. Bunlar Cenab-ı Hakkın Celâl ve Cemâl isimlerinin tecellileridir. Ruhun olgunlaşmasına ve manevî yolculuğunda ilerlemesine vesile olan Kadere ait bir takım kurallardır.

(Bahisle ilgili mektup Risale-i Nur Külliyatından Kastamonu Lâhikası s.10’da geçer.)

Üç Arkadaşın Seyahati

Peygamber Efendimiz (asm) bildiriyor ki:

„Ey Ashabım! Sizden evvelki ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıktılar. Yolculuktan akşam olunca geceyi geçirmek için bir mağaraya girdiler. Orada sabahlayıp yollarına devam edeceklerdi. Tam çıkacakları zaman ansızın kocaman bir kaya parçası gelip mağaranın ağzını olduğu gibi kapattı.

Bu üç arkadaş kendi aralarında şöyle konuştular:

“Artık dünya ile ilişkimiz kesildi, işimiz Allah’a kaldı. Bizi buradan ancak Allah’a olan duamız kurtarır. Şimdi her birimiz Allah için yapmış olduğumuz, Allah indinde değerli olduğuna kanaat getirdiğimiz iyilikler, hayırları dile getirip Allah’a dua edelim. Umulur ki, bu felâketten kurtuluruz,” diyerek dua etmeye karar verirler.

Birisi şöyle der: “Ben işçi çalıştırıyordum. İşçilerden birisi ücretini almadan çekip gitti. Ben de onun ücretiyle koyun aldım, koyunlar çoğaldı, öyle ki bir yerlere sığmaz oldular. Bir gün benden ücretini almadan giden adam çıkageldi. Ücretini istedi. Ben de şu gördüğün koyunların hepsi senin dedim. O da koyunları aldı gitti. Allah’ım! Eğer bu yaptığım iyi bir amel ise bizi bu kayadan kurtar,” dedi. Kaya biraz yerinden kımıldadı, fakat çıkmak mümkün olmadı.

İkinci arkadaşı şöyle dedi: “Benim bir amcam kızı vardı. Fakr u zarurete düşmüştü. Bana geldi, durumunu anlattı. Ben de kendini bana teslim etmek şartıyla ona yardım edeceğimi söyledim. O da kabul etmedi gitti. Belli bir zaman sonra tekrar geldi, isteğimi kabul ettiğini söyledi. Ben tam ona sahip olacağım sırada bir anda içimden vazgeçmek geçti. O hoş olmayan durumdan vazgeçtim ve istediği malı ve parayı verdim, gitti. Allah’ım, eğer bu yaptığım iyilik Senin hoşuna gittiyse, bizi bu taştan kurtar” dedi. Kaya biraz açıldı, fakat yine kurtulmak mümkün olmadı.

Üçüncü arkadaşları şöyle dua etti: “Allah’ım! Benim de bir ihtiyar annem ve babam vardı. Onların yemeklerini ben yedirir içirirdim. Bir gün işten geç geldim. Geç kaldığım için onlarda uyuya kalmışlar. Ben süt kasesini aldım ve başlarında beklemeye başladım. Onlar uyanmadılar. Tâ sabaha kadar başlarında bekledim. Sabah kalktıklarında sütlerini verdim, içirdim. Allah’ım! Bu yaptığım eğer iyi bir amel ise bizi bu taştan kurtar” dedi.

O kaya parçası yerinden çıktı, yuvarlanıp gitti. Biz de oradan kurtulduk.

(Bu hadis Buhari ve Müslim’de geçmektedir.)

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)