İslâm dini şart ve esaslarından birisi de hacdır. Hac hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.

Haccın farzı; Kâbe’yi ziyaret etmek ve Arafat’ta vakfe yapmaktır. Hac, malî gücü ve sağlığı yerinde olan her erkek ve kadına farz-ı ayındır.

Haccın farziyetinin bir çok hikmetleri vardır. Bediüzzaman Hazretlerine göre hac ibadeti herkes için külli ve yüksek kulluk mertebesi kazandıran bir ibadettir. Nasıl bir asker bayram gibi bir özel günde, bir er olarak general dairesinden padişahın dairesine kadar çıkar ve padişahın bayramına katılır ve padişahın özel lutfuna mazhar olur.

Öyle de bir hacı da, ne kadar avamdan olursa olsun, ne kadar cahil olursa olsun, yüksek mertebeler kazanmış bir veli gibi, bütün yeryüzünün Rabbi unvanıyla Rabbine yönelir. Külli bir ibadetle şereflenir. Hac anahtarıyla, hac ibadeti esnasında kulun Allah’ın büyüklüğü ve heybeti karşısında duyduğu kulluk hararetini ve heyecanını teskin eden, ancak toplu “Allahü Ekber” zikirleri ve “Lebbeyk” cümleleri ve bu cümlelerle, her an Allah’ın emrinde hazır bulunduğunu cihana ilan etmesi kendisine yüksek makamlar ve yüksek kulluk mertebeleri kazandırır.

Bu yüksek ve ulvi heyecanlar hacdan sonra bayram namazlarında, yağmur namazlarında, husuf ve küsuf namazlarında ve nihayet cemaatle kılınan namazlarda bulunur.

Kul hac ibadetiyle Allah’ın en büyük olduğunu, hazinelerini Kaf ve Nun arasına koyan ve “Kün!” emriyle her dilediği şeyi yapan Allah’ın, her türlü noksanlıktan münezzeh bulunduğunu ve her türlü tasarrufun Allah’ın elinde olduğunu görür.

Kâbe’yi, yani Beytullahı ziyaret etmekle Allah’ın evini ziyaret etmiş oluruz, Allah’ın rızasını kazanmış oluruz. Hac ayrıca dünyanın her tarafından gelen hacı adayları için bir İslâmî kongre demektir. Çeşitli milletlerden, ırklardan ve renklerden, dünyanın dört bucağından gelen Müslümanlar birbiriyle tanışıp konuşurlar, birbiriyle fikrî ve malî konularda alış veriş yaparak, birbirinin ihtiyaçlarını giderirler. Kültürel açıdan ve ekonomik bakımdan Müslümanlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Müslümanlar böylece kendi aralarındaki İslâmî bağları daha da kuvvetlendirmiş olurlar. Ekonomik bakımdan kalkınmış İslâm devletleri, geri kalmış fakir ülke insanlarının yardımına koşma fırsatı bulmuş olurlar.

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)