İnsanlar dualarının derhal ve istekleri doğrultusunda kabul edilmesini isterler. Bu-nun için neredeyse pazarlık yaparcasına Allah’a karşı nazlanırlar. Oysa dua etmenin kulluk görevimiz, kabul etmenin de Allah’ın, hikmeti çerçevesinde tasarrufu olduğunu unutmamak gerekiyor.

Duanın kabulü ile ilgili Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği bir örnek ne kadar makul ve ikna edicidir? Anlam itibarıyla aktarıyoruz:

Derler ki, “Dua ediyoruz bir türlü duamız kabul olmuyor. Halbuki, ayet umumidir. Ayetten her duaya cevap verildiği anlaşılıyor. Neden bazen duamızın kabul edildiğini açıkça göremiyoruz?”

Bediüzzaman Hazretleri bu soruya cevap olarak diyor ki:

Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek ve istenilen şeyi aynen vermek Cenab-ı Hakkın hikmetine tâbidir.
Meselâ, hasta bir çocuk çağırır: “Ey doktor, bana bak!”
Doktor cevap verir: “Buyur. Ne istersin?” der.
Çocuk, “Şu ilâcı bana ver” der.
Doktor ise, ya aynen çocuğun istediğini verir veya ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. Burada doktora sitem edilmez. Neden benim istediğim ilâcın aynısını vermedin denmez. Bilakis, doktorun kendi bilgi ve kariyerine uygun olarak çocuğun başvurusunu değerlendirdiği, çocuk için en ya-rarlısını verdiği, böylece çocuğun çağrısına cevap verdiği ve en yararlı şekliyle kabul ettiği söylenir.

İşte aynen bu örnekte olduğu gibi, dua ile kul Allah’tan ister. Allah ise duaları, hikmetine uygun zamanda, hikmetine uygun şekilde kabul eder. Kulunun duasına en hayırlısı ile, kuluna en yararlı olacak şekilde cevap verir.

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)