Dua; kulun bütün benliğiyle Yüce Yaradanına karşı istek ve arzularını en kalbî ve samimî duygularla arz edip istemesidir. Dua, kulluğun ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Ayrıca, Allah’a sunulacak istekleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. Kısaca, Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde Allah’ın yardımını dilemesi dua olarak ifade edilir.
İnsan ruhu, ancak Yüce Rabbine yöneldikçe lezzet bulur ve mutlu olur. Yüce Rab-bimiz (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?”

Demek kulun değer ölçüsü Yüce Yaradanına göstermiş olduğu kulluğun en güzel şekli olan dua ile ortaya çıkmakta ve bilinmektedir. Duası olmayanın Allah katında bir değeri yoktur. Yine başka bir ayet-i celilede Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“Bana dua edin, size cevap vereyim.”

Dua başlı başına bir ibadettir.

Peygamber Efendimiz (asm), Yüce Rabbimizin kendisine açılan elleri, yönelen kapleri ve yalvaran dilleri boş çevirmeyeceğini müjdelemiştir.
Duaya başlarken önce salâvat-ı şerife getirmeli, tövbe-istiğfar etmeli, ondan sonra duaya başlamalı. Duadan sonra yine salâvat-ı şerife getirip duayı bitirmeli. Böyle yapılan bir dua Allah katında kabule daha yakındır.

Salâvatın dünyevî ve uhrevî hadsiz faydaları vardır:

Dünyada en büyük peygamberle selamlaşmak bize sonsuz huzur verir. Ruhumuza olgunluk verir. Mahşerde ise inşallah Peygamber Efendimizin şefaatına nail oluruz. Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyorlar ki:

“Kıyamet günü benim şefaatime en çok mazhar olanlar, bana en çok salâvat-ı şeri-fe getirenlerdir.”

Bir başka hadiste de Efendimiz (asm), “Kim bana bir defa salâvat getirirse, Allah da ona rahmetinin on mislini ihsan eder” buyuruyor. Bu hadislerden de anlaşılıyor ki, salâvat duaların kabulüne, rahmetin ve mağfiretin gelmesine sebep ve vesiledir.

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)