Dinimizde iki kutsal bayramımız vardır. Bunlardan biri Ramazan Bayramı diğeri Kurban Bayramıdır.

Bayramlar sevinç ve sürur günleridir. Böyle zamanlarda ulvî duygular kabarır, insanlar arasında sevgi ve muhabbet duyguları harekete geçer. Bu vesile ile fertler arasındaki yardımlaşma ve tanışma hisleri artar, toplum birbiriyle kaynaşır, güzel ortamların oluşmasına vesile olur. Hatta bu o kadar ileri seviyelere varır ki, Müslümanlar bayram namazı sonrası ilk iş olarak kabristana giderek orada yatanlara birer Fatiha ve dua okumakla onları da unutmadıklarını gösterirler. Bunlar İslâm geleneğinin güzel örneklerindendir.

Bayramlar insanlar arasındaki bir takım kin ve nefret tohumlarının yok edildiği günlerdir. Birbiriyle küs olanlar böyle zamanlarda barışır ve konuşurlar, kendi aralarındaki düşmanlık duygularını bir tarafa atarak birbiriyle kaynaşırlar. Fakirler, düşkünler, miskinler görüp gözetilir. Büyükler, yaşlılar, hastalar ziyaret edilir, elleri öpülür, duaları alınır. Bayramlarda konu komşu ziyaret edilir, bayramlaşılır. Uzak yerlerde olanlara gitme imkânı yoksa, telgraf ve telefonlarla, mesajlarla bayramları tebrik edilmelidir.

Bayram günü oruç tutulmaz, çünkü o gün insanların birbiriyle hediyeleşip ikramlaştığı zamanlardır. Bayram sabahları, bilhassa Ramazan Bayramı sabahında tatlı bir şeyle bir nevi iftar edilir. Peygamberimiz de böyle yaparlardı, böyle yapmadan mübarek evinden çıkmazlardı.

Böyle zamanlarda Efendimiz ümmetini mümkün mertebe ibadete ve güzel ameller işlemeye teşvik ederdi. Yılın iki bayramı gecelerinde kalkıp ibadet eder, bu geceyi mümkünse uyanık geçirmeye çalışırdı. Ümmetine de bunu tavsiye ederdi. Hatta bununla ilgili şöyle bir hadis-i şerif vardır:

“Sevabını Allah’tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.”

Bayramlar, Asr-ı Saadet’te de en güzel bir şekilde neş’e ve manevî bir hava içinde geçerdi. Efendimiz bayram sabahında mescide gider, hanım ve kızlarını da namaza davet ederdi. Kadınlar cemaatin arkasında durur, önce namaz kılınır ve sonrada hutbe dinlenilirdi.

Bayram günlerinde meşru olan oyun ve eğlencelere de cevaz verilmiştir. Hz. Âişe Validemiz (r.anha.) şöyle diyor: “Bir grup Habeşli bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yapıyorlar, raks eder gibi oynuyorlardı. Peygamber (asm) beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Tâ ki onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar.”

Meşru olmak şartıyla böyle zamanlarda ve mekânlarda gösteri ve oyun seyretmenin mubah olduğunu ifade etmeliyiz.

Sayfayı Paylaş!

Bu sayfayı arkadaşlarınla paylaş! ;)